Şafak Vakti Çocukları’ndan Telaş Vakti Çocuklarına :)

Eveeeeet… Neler neler birikti bir bilseniz… Siteyi açmamla beraber ben yazılarımı günlük niyetinde yazmak isterken aradan tam 3 ay geçti. Önce hangi konudan başlasam bilmiyorum ama başlıktan da anlaşılacağı üzere en önemli konulardan biri de “Şafak Vakti Çocukları”:)….

Sıra ile gidecek olursak bir yandan öğretmen ataması beklerken bir yandan ders çalışıyordum fakat atamalardaki bilişim öğretmenlerine verilen kadro sadece 406 ile sınırlı olunca hâliyle bana iki buçuk ay sonra olacak olan diğer kpss’ye oturup çalışmak düşüyor. Zor ve sıkıntılı zamanlar biraz çünkü bu sınavda da atanamazsam zor günler bekliyor olabilir. Bu süreçte geçen hafta Cumartesi günü amem yani halam vefat etti. Tabi haftanın bir kısmı orada geçti haliyle. Ardından bu hafta içindeki salı gün oynanacak olan ilk oyunumuz yaklaşmaktaydı. Her ne kadar moraller biraz bozuk olsa da yollara afişler asıldı ve oyun günü geldi çattı…

Oyunumuzun ismi “Şafak Vakti Çocukları” konusu ise 15 Temmuz ve ülkemizde yaşanmakta olan diğer terör saldırılarını konu alan sadece 15dk’lık çok kısa bir gösteriydi. Tiyatroya başlamamızdan beş ay geçmesine rağmen sürekli iptal olan oyunlar nedeniyle bu arkadaşımla benim ilk oyunumuz olacaktı. Ve olacaktı ama ne oldu ne olmadı:) Daha doğrusu tiyatro haricinde neler neler oldu:)) Hiç akla hâyâle gelmeyecek şeyler:))…

Oyunumuza annem ablam yengem ve eniştem geldi. Annemin karşısında doğrusu rahattım ama babam gelse durum nasıl olurdu bilemiyorum:). Oyunumuz başlamadan slayt izlendi. Biz o esnada sahne arkasında heyecan içinde fotolar çekiniyorduk. Bu fotolardan biri de işte en baştaki görsel:) Konuğumuz sayın Veli Altınkaya’da uzun bir konuşma yaptı ve sahne:)…. Herşey aslında güzel başladı. Sahneye çıktık sırayla sokaktan geçen farklı hayatlara sahip insanları oynuyorduk. Benim rolümse bir kız kardeşin ağabeyi idi:) Sahnede sırayla bir kalabalık meydana getirdikten sonra bir patlama sesi ile hepimiz bir yere savrulduk. Tabi işin bu kısmı gösteriydi ama sonrası işte orası çok karışık… Perde kapandı ve bir yandan bağrışmalarla beraber bir yandan yoğun bir sis meydana getirme amaçlı sahnenin üç yerinde ısıttığımız sıcak su kablarına kurubuzlar döküldü.  Aman Allah’ım… O ne sis. İçine tekrar yatmak ne mümkün…. Sis oluşması için provada kullandığımız 8 kilo kurubuz yerine 24 kilo kurubuz döküldü. Ben yatıyorum sisin içine ama tek bir nefes dahi alamıyorum. Yatıyorum boğuluyor kalkıyorum. Ve sis kabının en dibine yatmışken hâlimi görmek istemezsiniz. Yattım kalktım bikaç kez sonra farkettim ki perde açılıyor tekrar sise nasıl daldım ben bile sonra videolarda izledikten sonra hâlime güleyim mi acıyayım mı bilemedim. Bu esnada boğulan tek ben değilim tabi sahnede bir 15 kişi varız aşağı yukarı. Herkes ölü hâlde olması gerekirken yatıyor kalkıyor yatıyor kalkıyor. Yani ilk esnada insan hiçbirşey düşünemiyor. İlk oyun ve herkesi seni izliyor… Bu arada yönetmen “Ne için” sorusunu sorarken sırayla “Vatan için”, “Bayrak için, “Ezan için” felan felan herkes ayağa kalkıp oyun devam edecekti. Ben üçüncü olan neden sesine “Ezan” demek için siste oradan oraya boğulmaktan kendimi kurtarmaya çalışırken bana gelen sıra ile birlikte ayağı kalktım. Ve yönetmenin tekrar ne için deyişine kimse kalkmadı… Durum çok ciddiydi aslında. Sahneye belediye ekibinde bir başkan koştu. Bayılanlar, şoka girenler… Ayaktaki diğer arkadaşın da beni dürtmesi ile kendime geldim ve önümde yatan kızın baygın olduğunu görünce onu acil olarak dışarı çıkarmamızla beraber perde kapandı. Sahne karıştı. İzleyenlerdeki oyuncu yakınlarının paniğini anlatmaya gerek yok sanırım. O gün tam dört tane ambulans geldi oyunlardan beş kişi felan baygındı diğerleri iyiydi çok şükür. O beş kişide dışarıda kendine geldi fakat hastanede yine de gözetim altında oldular. Sn Belediye Başkanımız haber yapılmasını istememiş çünkü gerçekten haber yapılması doğru birşey değildi. Ama muhalif gazeteler tabi boş durmamıştı. O gün haber olmuştuk. Moraller yerle birdi. Bir arkadaşla dışarı taşıdığımız kızı ayılttıktan sonra ben doğru seyircilerin yanına gittim herşeyin iyi olduğunu söyledim. Ama aslında yönetmenimiz o gün çok kötü olmuştu. Sn belediye başkanımızda aynı şekilde mahçup oldu. Ama yapacakta hiçbirşey yoktu. Benim bu yaşadıklarımı anlatmamın bir sıkıntı doğuracağını sanmıyorum ve o anları yaşayan bizlerdik. Zaten bütün bu yazdıklarımı Kayseri’deki muhalif bir gazete abartılı bir şekilde gazeteye manşet yapmıştı.

O gün daha kötü şeyler yaşanabilirdide. Buna da şükür demek lâzım. Aynı zamanda bütün tiyatro serüvenimiz başlamadan bitecek endişeleri de vardı. Ki öyle olmadı çok şükür inşallah daha da güçlü ve tecrübeli şekilde güzel oyunlar çıkartacağımızı umuyorum. Yaklaşık iki hafta sonra 16 Martta “Biz Hep Buradayız Çanakkale” oyunumuz şehir tiyatrosunda sergilenecek inşallah. Allah yüzümüzü kara çıkartmasın.

En aşağıda paylaşacağım bikaç gazete manşetinden güne dair hariç güzel haberiyle Kay Tv’ye de teşekkürlerimi iletmeden edemeyeceğim. İşte Kay Tv’nin haber videosu;


ŞAFAK VAKTİ ÇOCUKLARI SAHNELENDİ paylaşan: kaytv

Bütün bu olaylar üzerine sisin içindeki beni görün diye güne dair bikaç fotoğraf paylaşmak isterdim:) ama bunun doğru olacağını düşünmüyorum. Geceye dair güzel görüntüler varken bana gösterebilecek sadece aşağıdaki haber başlıkları kalıyor.

Yazar: sislidusler

2 thoughts on “Şafak Vakti Çocukları’ndan Telaş Vakti Çocuklarına :)

    Suat

    (2 Mart 2018 - 00:08)

    Zaman geçtikçe daha çok sorguluyor değil mi insan? Kötü dediğin, nefret ettiğin kişi bir an bile bırakmazken elini, herşeyin sandıkların kolayca vazgeçiyorlar senden… İmkansız sandıkların aslında o kadar imkansız değil sadece zor muş mesela… Bir eli tutmak değil bırakmamakmış mesele. Bir de sen elini bıraksanda senden vazgeçmeyip seni bırakmayanlar varmış. Onların kıymetini anlatıyor zaman… Ne diyebilirim ki… Tuttuğu eli bırakanların da yolu açık olsun umarım o eli bıraktıklarına değer bir hayat bekliyordur onları…

      sislidusler

      (2 Mart 2018 - 01:00)

      Zaman evet zaman… Zaman sadece görebildiklerimni gösteriyor insana. Vazgeçti sandıklarının aslında hep içinde sakladıklarını göremiyor. Bir eli bırakmaya neden olan sebebiyetin verdiği acıyı bilemiyor. Belki de hiç anlayamıyor. Herşeyin sandığın kişilerin unuttuğu yanılgısına varıp nefret ettiğin insana bu kadar yakın olmanın sebebiyetine anlam veremiyor. O tabloyu her zaman gizlice görmenin acısının farkına varamıyor. Tuttuğu eli bırakanları suçlarken zaman öte tarafta aslında o elin onun için nasıl can attığını anlamıyor. Mutlu bir yuva herkese sahip olamıyor ama küçücük masum bir eylül bebeği ile mutlu olabiliyor. O eli bırakanlara değer bir hayat… Onların hayatı necipin yok yere kendini yangına atışıyla son buldu.

Suat için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir